Gün Zileli'nin seçim yorumları

Üçüncüsü, Tunceli, bir nevi Anadolu sağcılığının anti-tezi gibi durmaktadır orta yerde. Örneğin, AKP-MHP oylarının toplamda %90’a yaklaştığı Çankırı ili Anadolu sağcılığının kalesi olarak ne ifade ediyorsa, CHP-BDP oylarının toplamda %80’e vardığı Tunceli de onun tam zıddı olarak Anadolu halk muhalefetinin kalesi olarak aynı şeyi ifade etmektedir. Genelde BDP’nin yüksek olduğu yerlerde CHP çok düşüktür. CHP’nin görece yüksek olduğu yerlerde ise BDP pek varlık gösterememektedir. Bu da bu iki partinin arasında var olan Kürt sorununun bağdaşmazlığının göstergesidir. Ne var ki Dersim, devlete, hükümete ve egemen kültüre karşı muhalifliğini, bu ikisini kendine özgü bir biçimde bağdaştırıp, iktidar partisi AKP’ye Türkiye çapında en düşük oy oranını armağan ederek, Türk-İslam sentezine (AKP-MHP’ye) ancak %20 yer bırakarak ortaya koymuştur. Dersim’de CHP devletçilik anlamına gelmez, muhaliflik anlamına gelir. Yine Dersim’de BDP doğrudan Kürt milliyetçiliği anlamına gelmez. 1938’den sonra kendi küllerinden yeniden doğan, Dersim’e özgü bir Alevi-Zaza kimliğinin dışavurumu anlamına gelir. CHP’ye Dersim’de verilen oylarla örneğin Trakya’da ya da İzmir’de verilen oyları birbirine karıştırmamak gerekir. İzmir’deki CHP oyları devletçi ve seçkinci oylarken, Dersim’deki CHP oylarının anlamı, devlete muhalefettir. Keza Dersim’deki BDP oylarının anlamıyla Diyarbakır’daki BDP oylarının anlamı da farklıdır. Bunun için bir tek Dersim’de CHP oylarıyla BDP oyları yan yana gelip %80’lik bir muhalefetin ifadesi olarak kendini ortaya koymuştur. Dersim, hiç abartmadan belirteyim ki, bugün Türkiye’nin geleceğe dönük devrimci yüzünün temsilcisidir.

Dördüncüsü, BDP’nin parlamentoya 36 milletvekili sokması karşısında ayakları yerden kesilen yeni sol sosyeteye de söylenecek bir iki söz var elbette. TİP, 1960’ların ilk yarısındaki büyük toplumsal yükselişin ürünü olarak (ve tabii ki milli bakiye denen adil seçim sisteminden yararlanarak) parlamentoya 15 milletvekili sokabilmiş ve buna o zamanki biz genç devrimciler de sevinmiştik. Ne var ki, sevincimiz çok erkendi. Çünkü TİP’in parlamentoya girişi aynı zamanda onun ölüm fermanının da imzalanması anlamına geliyordu. Devrimciler parlamentoyu değiştiremezler ya da parlamento yoluyla bir şeyleri anlatma olanakları son derece kısıtlıdır ama burjuvazi onları vitrin gibi kullanmakla kalmaz, üstüne üstlük bir de bu yolla gerçek devrimci faaliyetten alıkoyar. Nitekim TİP olayında da böyle oldu. Açıp Tarık Ziya Ekinci’nin anılarını okuyun lütfen. Derslerle doludur o anılar. Oradan da anlıyoruz ki, devrimcilerin parlamentoya girmeleri onları kitlelerden hızla kopartmaktadır. Tarık Ziya Ekinci, meclisteki işlerden dolayı teşkilatlanma faaliyetlerini bile nasıl yürütemez hale geldiklerini çok güzel anlatmaktadır.

Kısaca söyleyeceğim şudur: Parlamentoya adım attığınız andan itibaren devrimciliğe elveda demeniz gerekir.

Kızmayın. Dost acı söyler diye bir söz vardır.

Sonuç kısmını alıntıladım ama devamını da okuyun bence.

Published: June 18 2011

  • category:
  • tags: