Ucubik camiler

Niye yukarıdaki gibi ucubik camilerimiz var merak ediyorsanız Volkan'ın mekanar'da çıkan yazısını tavsiye ediyorum. Bir sonraki yazı konusu olarak da altı yatakçı/mobilyacı/züccaciyeci üstü cami mekanları açıklamasını istiyorum.


Osmanlı’da cami politik bir yapıdır. Çoğu zaman bölgenin ileri gelenleri, bazen de merkezi devletin erkanı tarafından yaptırılır ve her seferinde amacı aynıdır; akıp giden zamandan ve fani ömürden bağımsız bir kalıcılık. Kentle eşyanın tabiatı gereği ilişki kurması beklenmeyen dini yapıların aksine, camiiler çevresinin en kritik kentsel “landmark”ı ve buluşma noktasıdır. Süleymaniye, “Bağdatta Şah, Mısır ve Hicaz’da Sultan, İstanbul’da ise Kayzer olarak anılan” Kanuni’nin tüm dünyaya verdiği güç mesajıdır. Selimiye, babasının gölgesinde kalan bir sultanın, herşeyden hatta İstanbul’dan bile kaçışının simgesi, Sultanahmet ise Bizanslı Ayasofya’ya geç de olsa verilmiş bir cevaptır. Bazen de gücün el değiştirdiğinin sembolüdür; Mısır’daki Mehmet Ali Paşa camisi, İstanbullu olduğu kadar da Kahirelidir görünüşü ile, biliriz ki artık imparatorlukta 2. bir payıtaht vardır ve kopup gitmesi an meselesidir. **


Kavalalı’nın Yaptırdığı Camii... Osmanli tarzının bölgeye uyarlanmış hali gibi duran bu yapı ne kadar bize Osmanlı’yı da hatırlatsa, aslında bir kopuşun sembolü.

Osmanlı’da cami ekonomik bir yapıdır. Gravürlerden de görüleceği gibi, caminin önü pazar yerine, bahçesi ise dilenci pazarına dönüşür. Dilenmek, doğu toplumlarının ekonomik bir faaliyet alanına çevirdiği bir sosyal dayanışmadır. Çoğu zaman dış duvarlarından bir ya da birkaçına da Arasta yaslanmıştır. Burada kentin ana ticareti faaliyetleri döner durur. Gelirden belli bir pay da, oranın malsahibi sayılan vakfa gider. Hayratına yapılan binaların gelir giderleri çoğu zaman bu vakıflar sayesinde kayda geçirilir, ne bakımsız cami, ne de aç imam kalır. Her büyük cami, o yüzden kentin aynı zamanda en büyük vakfıdır ve ekonomik canlılık noktasıdır.


Suleymaniye Yerleşkesinin 3b görünümü... Hem kentsel bir ölçekte bir tasarım meselesi, hem de dönemin diğer süpergüçleri olan Şii Safevilere ve Hristiyan Habsburglara Osmanlı’nın gücünü hatırlatan bir sembol. Başka bir açıdan bakınca da, İmparatorluğun topraksal genişlemesinin sona erip, kültürel derinleşmesinin hız kazanmasının miladı...

Published: March 25 2010

  • category:
  • tags: